Avşa adası ve pansiyonlar

Merhabalar...

Uzun zamandır beklediğimiz yaz mevsimi geldi. Tüm yılın yorgunluğunu atmak için güzel bir tatile ihtiyacımız var. tabi tatil deyince aklımıza ilk olarak ülkemizin birbirinden güzel sahilleri geliyor. Türkiye gibi bir ülkede yaşadığımız için gerçekten çok şanslıyız. Güzel bir sahil kasabasına gidip sakin ve huzurlu bir tatil yapmak için yüzlerce seçeneğimiz var.


İşte o seçeneklerden birisi de Avşa adası. 2 yıl önce yeni tanıştığım bir arkadaşım tatil için Avşa adasına gideceğini söyledi.(Kendisinde Kuşadasında oturuyor belirteyim.) Açıkcası bana komik gelmişti. 'ne yani kuşadasını bırakıp küçücük bir sahil kasabasına mı gideceksin dedim' cevap olarak 'Kuşadasının artık çok kalabalık olduğunu ve tatil için çok uygun olmadığından bahsetti' Sonrasında arkadaşım Avşa adasına gidip çok ucuz bir pansiyona yerleşmiş. Bana sürekli fotoğraflar atıyor ve tatilinin mükemmel geçtiğini göstermeye çalışıyordu. Belli başlı sebeblerden o yıl avşa adasına gitmek nasip olmadı. Ama Avşayı çok merak ediyordum. biraz imternetten araştırdım ve pansiyon fiyatlarının çok ucuz olduğunu ve ekonomik anlamda düşük ve kaliteli bir hizmet verildiğini okudum. Küçük bir araştırmadan sonra bu sene soluğu Avşa adasında aldım ve büyülendim.
Daha öncesinde bir çok tatil beldesine gitmiştim. Ama Avşa adası biraz daha onlardan farklıydı. Marmara'da denizi temiz kalmış ender yerlerden. Kocaman bir plajı var. Marmaranın diğer plajlarına göre daha hareketli ve daha modern ve dahası çok daha turistlik. Yani kendinizi gerçekten bir turist gibi hissediyorsunuz. Denizinin yüzme bilmeyenler için olumsuz tarafı aniden derinleşiyor olması. Ama yüzme bilenler için bu bir güzellik. Deniz suyu Akdeniz kadar tuzlu değil ve gerçekten çok temiz.

Gelelim çarşısına. Çarşı olarak kullanılan bir caddesi var. Geceleri çok kalabalık oluyor ve insan yürümekte zorlanıyor. Mekanlar açısından ise fiyatları diğer sahil kasabalarına göre çok uygun. Lezzet olarakta tam ortada bir yer yani Ege tam karşınızda Biga yanıbaşınızda arkanızda ise tekirdağ var. Üç bölgenin birleşimi bir lezzet anlayışı herhalde sizleri etkilemek için yeter.
Konaklanacak yer konusunda ise size pansiyonlar ev sahipliği yapıyor. adaya girince pansiyoncular furyasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Fiyat konusunda çok uygun pansiyonlar var. Ucuz ve kaliteli pansiyonlar için önceden araştırma yapmanızda fayda var. Avşa adası pansiyon fiyatları veya Avşa pansiyonları diye arattığımızda karşınıza onlarca seçenek çıkabilir. ucuzluk anlamında diğer tatil beldelerine rakip olabilir. Eğer ucuz ve kaliteli bir tatil yapmak istiyorsanız burası avşa adası olmalı. Ben çok uygun fiyata bir pansiyon buldum. Kahvaltı vs. içinde. Hatta pansiyon sahipleri o kadar samimi insanlar ki seninle ilgileniyor. Muhabbet ediyor, yardımcı olmaya çalışıyor. Pansiyonlarda günübirlik veya 2 gece 3 gece hatta bir hafta kalabilirsiniz.

Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim şarabı çok meşhur. Ben alkol kullanmıyorum ama bir şarap mahzeni bulabilir ve tadına bakabilirsiniz. Halk arasında zaten şarap adası olarak biliniyor. Romantik çiftler için güzel bir fırsat olabilir.


Ben bir hafta kaldım. yapmanız gereken Avşa adasında pansiyon bulup kendinizi tertemiz denize bırakmak ve akşamları sahilde ay ve denizin keyfini çıkarmak...

''Kelebeğin Ruhu''


eğer ben BAŞKAN olsaydım…
   1976 yılında, Başkan Gerald Ford ile tanışmak üzere Beyaz Saray’a gittim. Beyaz Saray’a geldiğimde başkana, “burayı o kadar çok sevdim ki, birgün işinize göz koyabilirim” dedim. Şakayla karışık söylemiştim bunu. Başkan olmayı hiç istemezdim, çok tehlikeli bir görevdi bence, ama ben başkan olsam işler daha farklı olurdu.
   60’lı ve 70’li yıllarda, insanlar bana politikaya atılmaya düşünüp düşünmediğimi soruyorlardı. Nation of Islam’a katıldıktan sonra gazeteciler benim artık bir güç mücadelesine giriştiğimi yazdılar. Ama bu asla bir güç savaşı değildi, özgürlük savaşıydı. Biz Beyazlara hükmetmek için savaş vermiyorduk ki, biz sadece onların hükmünden kurtulup kendimiz için bir şeyler yapmaya çalışıyorduk.
   Vatandaş Hakları Hareketi ve Vietnam Savaşı süresi boyunca, Amerika’nın benim gözümdeki anlamı ve aslında neyi temsil etmesi gerektiğini çok düşündüm. Sonra da ben Amerika’nın başkanı olsam neleri farklı yapardım diye düşünmeye başladım.
   Ve düşündüğüm bazı şeyleri yazmaya başladım. Kendimi Beyaz Saray’da Oval Ofis’teki masamda hayal ettim. Başkan olmak için illa ki Beyaz olmam gerektiğini bildiğim için kendimi, sonunda Amerika’nın Siyah insanlarına karşı adaletli davranan Beyaz bir Başkanmış gibi hayal ettim.
   Beyaz Saray’ın bahçesinde toplanmış gazetecilerin önünde önemli bir konuşma yapardım:
 Bayanlar ve Baylar,
   Yanlış davrandığını ve suçlu olduğunu ancak yürekli ve gerçek bir insan itiraf edebilir.
   Biz Beyaz Amerikalılar tarih boyunca yaptığımız pek çok şeyden dolayı suçluyuz. Atalarımızın işlediği en büyük suç, Afrika’dan o köleleri getirmek olmuştur.
   Birazdan bu konuya geri döneceğim, ama ondan önce yapacağım şey, Vietnam’daki savaşı yarın durdurmak olacaktır.
   Hareketi artık “geri çekmeye” başlayın, çünkü Vietnam’dan çıkıyoruz. Bence orayı şimdi terk etmemiz çok akıllıca olur!
   Güney Vietnam, sen elinden geleni yapmalısın çünkü bizim işimiz artık bitti.
   Şimdi, bu çocuklar Amerika’ya döndükten sonra gıda üretmemek için para alan herkese şunu söyleyeceğim: Eğer bir kişiyi daha yiyecekleri bilerek ziyan ederken görürsem, onu ömür boyu hapse mahkum edeceğim. O gıdalara ihtiyacımız var bizim.
   Savaş için harcadığımız o milyarlarca parayla birkaç kişiyi işe alacağım. Diğer vatandaşlarına yardım etmeleri için onlara haftada üç yüz dolar vereceğim.
   Dahası; “General Motors, beni dinle! Yarın 50,000 adet dizel kamyon yapmanı istiyorum. O kamyonları konserve gıda ve insanların çöpe atıp durduğu başka ne varsa, onlarla dolduracaksın ve hepsini Mississippi’deki Siyahlara götürüp, karşılığında da onlardan hiçbir şey almayacağız.
   Vietnam’daki helikopterlere harcayacağımız tüm parayı alıp, Alabama, Georgia ve Mississippi’de evler yapacağız. Hem de her biri en az üç odalı, dış duvarları tuğlalı, güzel evler. İhtiyacı olan herkesin bir evi olacak.
   Şimdi, sevgili Amerikalı vatandaşlarım, hepimiz biliyoruz ki Beyaz ve Siyah vatandaşlar olarak birbirimizle geçinmek konusunda sıkıntılar yaşadık. Oturma eylemlerinden, entegrasyona kadar tüm yolları denedik. Hatta yüzme eylemlerini bile denedik ama henüz barışçıl yollarla hiçbir şey elde edemedik.
   Siyah insanlarımız eğitimliler. Onlar doktor, avukat ve tamirci oluyorlar, yapamayacakları hiçbir şey yok.
   Şimdi, Siyah dostlarım, size yalnız borcumuzu ödüyoruz. Biz size hiçbir şey veriyor değiliz. Biz suçluyuz. Bu bizim size borcumuz. Çok yakında tamamen uyum içinde yaşayan Beyaz ve Siyah bir toplum olacağız. Artık açlık ve işsizlik olmayacak. Herkes mutlu olacak. 
   İşte sevgili Amerikalı vatandaşlarım, tüm bu planlarımı yarın uygulamaya koyacağım…
   Ertesi gün ne olur biliyor musunuz?
   Ben vurulurum.

Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı/Technology Addıctıon Among Children


Merhabalar... 

İçinde bulunduğumuz bilgi çağında teknolojik alandaki hızlı gelişmeler bütün bireyler için öenmlidir. Teknoloji ve beraberinde getirdiği araçlar da yaşamımızın ayrılmaz bir parçasıdır. 1980li yıllarda televizyon ardında bilgisayar ve 1990lı yıllarda hayatımıza giren cep telefonları hemen ardından 2000'li yıllarda tablet ve akıllı telefonlar buna örnek olarak gösterilebilir. 

Geçenlerde bir gazete haberinde aynen şöyle yazıyordu:

Yeni Bir proje


Merhabalar...

Uzun zamandır böyle bir blog açma projem vardı. Yeteri kadar vakit ayıramamıştım. Açılışını yapmak bugüne nasipmiş. Lise yıllarımdan beri ulaşım firmalarının dergilerini severek takip ediyorum. Hatta yolculuk yapmadığım aylarda bizzat otogara gider o dergilerden toplarım.
Bilmiyorum hiç incelediniz mi? İçeriği gayet başarılı olan dergiler bunlar. Özellikle Anadolu turizmin dergisini zevkle okuyorum. Ki açtığım blogun ismini de Anadolu dergisi yaptım. Umarım herhangi bir telif hakkı sorunu çıkmaz ve projem yarım kalmaz.